Ağu
2
(PS3) Red Faction:Guerilla İncelemesi
Ağustos 2, 2009 | Yorumlar Kapalı

Geçen Cumartesi günü bilgisayarımda ne olduğunu anlamadığım, saçma sapan bir sorun yaşayınca, ben de kendimi PS3′üme verdim ve kısa bir süre önce PS3 ve Xbox için piyasaya çıkan, yakında da PC’ye gelmesi beklenen Red Faction’a hem ilk defa göz atmış olayım, aynı zamanda da incelemesini yapmak üzere kafamda bir takım fikirler oluşsun istedim.
Evet, etrafı doyasıya kırıp dökmek istiyorsanız, hele ki bunu Mars yüzeyinde yapmak istiyorsanız, incelememize buyurun.
Red Faction ismi bazılarınıza yabancı gelmeyecektir. PC’de çok fazla ün salamamış, ancak FPS-severler tarafından çok büyük ihtimalle oynanmış olan Red Faction, yıkılabilir-patlatılabilir duvarlar, kilitli kapıların hemen yanındaki duvarları iş makineleri veya patlayıcılar ile dağıtıp, diğer taraftan çıkabilme şeklindeki aksiyonla dikkat çekmişti. Oyunda bir maden işçisini canlandırıyor, başımızdaki düzen, işleri abartıp çalışanlara zulmetmeye başlayınca biz de “Red Faction” adındaki direniş örgütüne katılıp, mekanın altını üstüne getiriyorduk.
Bahsettiğim gibi, Red Faction ismi, oyunu bilenlerin aklında hemen “haaa, duvarları-taşları-mağaraları yıkıp, içlerinden geçiyorduk” gibi bir sahne getiriyor. Örneğin bir kapı kilitli, yan tarafta biraz farklı bir duvar veya kaya oluşumu var. Gidip bir iş makinesi ile burayı dağıtıp, duvarın diğer tarafına geçiyorduk. Oyun bu anlamda FPS’ler arasında bir ilkti. İlk defa kilitli bir kapı gördüğümüzde bir FPS klişesi olan ”haa, hay allah abi ya, bu kapının anahtarı oyunun en başındaki odadaydı, unuttuk geldik” diyip geri dönmek yerine, kapının hemen yanındaki duvarı yıkıp, “oh bee ne anahtarı abi yaa, dal geç işte, misss” diyerek kısa yoldan işimizi hallediyorduk. Sonra bu oyun sanırım unutuldu gitti.
Daha sonra bir ara Red Faction’ın ikinci oyunu da çıktı. Bunu oynayıp oynamadığımı hatırlamıyorum. Demek ilki kadar ilgi çekememiş olsa gerek ki, sönüp gitmiş. Ancak Red Faction “hayırrr, buradayım” diye unutturmamak istemiş olacak ki, birden tekrar ortaya çıkıp, daha fazla aksiyonla dikkat çekmeye karar vermiş.

Oyuna başladığımızda konu az çok bize aktarılıyor. Aslında konu klişe ve anlatımı da “eh işte” seviyesinde. Mars’a “Earth Defence Force” isimli bir grup çıkıyor ve önce Mars yüzeyini yaşanabilir bir hale getiriyorlar (???)… Evet, oyunumuz gelecekte geçiyor ve insanoğlu Dünya’yı bırakmış, başka gezegenleri de mahvetmek üzere harekete geçmişler. Yaşanabilir hale getirildikten sonra, bu organizasyon tarafından görevlendirilen işçiler gezegene getiriliyor ve maden çıkarmak için çalıştırılıyorlar. Ancak bir süre sonra işler çığrından çıkıyor ve kısaca EDF olarak isimlendirilen bu organizasyon, işçilere önce köle muamelesi, başkaldıranlara da “sen Red Faction’dansın, direnişçisin” diye suçlamalarla ölüm cezası uygulamaya başlıyor ve sapıtıyorlar.
Biz de bu kızıl ve sıcak gezegene maden işçisi olarak ayak basıyor ve dev maden çekicimizi elimize alıyoruz. Gezegene bizden önce yerleşmiş olan kardeşimiz, alanda bizi karşıladıktan sonra eve götürüyor ve bu esnada EDF’ten şikayet ediyor, olayların kontrolden çıktığını, EDF’in sapıttığını anlatıyor. Tabi bu arada kardeşimizin de Red Faction’a üye olduğunu ve EDF’in bölgedeki hakimiyetini kırmak için yardım ettiğini anlıyoruz.
İlk görevimiz de bu şekilde başlıyor ve bir laboratuar ile kuleyi yerle bir etmemizi istiyor sevgili kardeşimiz. Yerle bir etmek? Tek başımıza? Evet, azimliyiz, yaparız… Oyun bu ilk sahnesiyle hem hikayeye giriş yapıyor hem de gösterisini yapmaya başlıyor. İlk görevi birazdan oyunu anlatmak adına açıklayacağım ancak bu görevi bitirdiğimizde, kardeşimizin Red Faction’da olduğunu anlıyor ve gözümüzün önünde öldürülüşüne şahit oluyoruz. Bu noktada her Türk ve Hollywood filmi klişesi gibi “kardeşimin intikamını alıcam hüleyyyynnnn” diye gaza gelip, istesek de istemesek de artık Red Faction’dan biri oluyoruz ve maden çekicimiz bizim en önemli silahımız haline geliyor.

Hikayeye giriş görevimizde önce elimizdeki çekiçle “şuraya git” denilen yere gitmeye çalışırken önümüze çıkan duvarı yıkıyoruz. Duvarların kırılma-yıkılma şekli gerçekten çok güzel. Önce çatlayıp biraz kırılıyor ama dağılmıyor, ardından diğer darbelerde ufak ufak parçalar halinde yıkılıyorlar ve siz de oluşan boşluktan geçiyorsunuz. Tabi ki bu tek başına sağı solu bu denli kırma olayı abartılı ancak gayet zevkli olduğunu söyleyebilirim. Duvarı kırdığımda “aaa ne güzel yıkılıyo be!” şeklinde bir tepki verdim ve oyundaki ilk düşmanım o duvar oldu ![]()

Daha sonra söylenen mekana gidip, laboratuar binasına patlayıcıları yerleştirdim ve biraz uzaklaşıp, gümmmmm… Bina çok güzel ve gerçeğe yakın bir biçimde hasar aldı. Burada EA ve DICE tarafından geliştirilen, yeni Battlefield oyunu ve daha önce Bad Company’de kullanılan Frostbite motoru aklınıza getirebilirsiniz. Tabi bina hasar aldı ancak yıkmamız gerekiyor, biraz daha taşıyıcı bölümlere patlayıcı yerleştirdim ve tekrar gümmmmm… Eveeet, muhteşem
Ancak yıkılmadı
Fakat bu esnada binadan gacırtılar gelmeye devam ediyordu, ben de kenara çekildim ve beklemeye başladım, arada ufak ufak parçalar dökülmeye başladı ve sonrasında sesler artıp bina paldır küldür yıkılmaya başladı. Bu sahnenin gerçekten görülmesi lazım, baya bir zevkliydi (Yoksa ben mi psikopatım bilemedim, böyle apartman vs. havaya uçursam baya zevk alacağım galiba
).

Sonra hemen yandaki kuleye giriştim. Kulenin bir tarafındaki taşıyıcı bölüme patlayıcıları yerleştirdim ve yine biraz uzaklaşıp, “devriliyooooo” diyerek patlattım. Evet, tahmin ettiğim şey oldu ve patlayıcıları yerleştirdiğim taraf iyice inceldiğinden, fizik kurallarına uygun bir şekilde, kule çok güzel bir biçimde yıkıldı ve yere çarptığında da sağlam kısımları kırılıp parçalandı.


Bu detayları bu kadar çok anlattım çünkü oyunun en can alıcı noktası burası. Nasıl ki daha önce incelediğimiz inFamous, Prototype gibi örneklerde aksiyon ön plandaydı, bu oyunda da yıkım yönündeki aksiyon baya bir ön planda. Her önünüze gelen yapıyı yıkıp patlatmak istiyorsunuz, özellikle de yüksekse ![]()
Zaten oyun da sizi genelde buna yönlendiriyor. EDF’e ait binalar, tesisler var ve sizden bunları yıkıp havaya uçurarak EDF’in bölgeden çekilmesini sağlıyorsunuz genelde. Tabi ki sıcak temas da var, bir binaya saldırdığınızda alarmlar çalıyor, birimler peşinize düşüyor. Ancak bu noktada biz de yalnız değiliz. İlk etapta görevlere bireysel olarak çıkarken, bir süre sonra elde ettiğimiz başarılar neticesinde Red Faction örgütündekiler bize yardımcı olmaya başlıyor. Yani her zaman yalnız değiliz. Bir de “yaşayan Mars” yüzeyi oldukça güzel aktarılmış. Birimler arasında gidip gelen araçlar, kamyonlar, askeri EDF araçları, çalışan insanlar vb. durmadan bir hareket var. Bu arada oyun içindeki araçları da kullanabiliyorsunuz. Kamyon, jip vs. gibi değişik araçları kullanabiliyorsunuz. Araç kullanımı da güzel aktarılmış, saçma sapan fiziklere sahip değiller. Bu açıdan iyi. Ayrıca oyunun sağı solu dağıtmaya izin veren motoru sayesinde bir üsse normal bir şekilde kapıdan girmek yerine, kamyon vs. gibi araçlarla duvarı yıkıp girebiliyorsunuz. Zevkli oluyor, tavsiye ederim ![]()

Oyunun ana hikaye haricinde benim aslında çok nefret ettiğim bir oyun modu daha mevcut. Genelde oyunları iyice “arcade” havasına sokan da bu oluyor. Bahsettiğim “şu kadar zamanda şunu yap” görevleri. Mesela Prototype’ta da vardı, alakasız, şu kadar zamanda şuraya koş, şunları temizle” tarzı hikayeyle hiçbir şekilde ilgisi olmayan, tamamen aksiyona dayalı görevler. En azından Red Faction’da zamana karşı binaları yıkmak suretiyle “EDF’e zarar veriyorum, ohhhh, yıkılllllllllll!!!” diyebiliyorsunuz ![]()
Bir detayı daha atladığımı fark ettim, oyun boyunca yıkılan-patlayan binalardan “salvage” denilen metal artıkları çıkıyor. Bunları toplamanız faydanıza. Çünkü Prototype’ta gördüğümüz şekilde elimizdeki silahlar, beceriler vs. gibi şeylere yükseltmeler, yani “upgrade”ler yapıyoruz. Red Faction üssümüzde ilk görevde tanışacağımız mühendis hatun kişi, bu metal artıklarını toplayıp, bize yeni geliştirmeler şeklinde sunuyor. Ne kadar hamarat bir hatun değil mi? (“Beey, bak sana silah yaptım”, “heh aferin, bırak da gazetemizi okuyalım ya” )
Bu arada oyunun grafik ve ses efektlerine de değineyim.
Oyumuz Full HD görüntü dahil olmak üzere tüm PS3 çözünürlüklerini destekliyor. Ancak grafik motoru günümüzün biraz gerisinde kalmış vaziyette olduğundan, Full HD görüntüler yine de çok iç açıcı olmuyorlar. Oyunun grafik motoru çok detaylı görüntüler veya kaplamalar vaat etmiyor. Bu oyun da aksiyona dayalı yönüyle dikkat çekiyor ve aslında görevini başarıyla yerine getiriyor. Yine de böyle güzel ve hareketli bir oyunun grafikleri de biraz daha güzel olsaydı diye düşünmeden edemiyor insan. Gerçi grafikler çok detaylı değil diyorum ama mesela yazının girişinde bahsettiğim kuleyi yıktığımda, büyük bir toz bulutu havaya kalktı, mesela bu tarz detaylar göze güzel geliyor.
Seslendirmeler konusunda başarılı bir yapımla karşı karşıyayız. Sağın solun parçalanması, binaların yıkılması, binaların yıkılma enasındaki esneme gerilme sesleri, konuşmalar, seslendirmeler iyi durumda. Oyun “yıkım” üzerine kurulduğundan, daha çok bu seslerin üzerinde durulmuş tabi. Yalnız bu sıralar ya güzel oyuniçi müziklerle karşılaşmıyorum, ya da oyunda aksiyona daldığımdan müziklere dikkat etmiyorum. Bu oyunda da müzikleri çok duyamadım. Yaşlanıyorum galiba ![]()
Çoklu Oyuncu Modu’na da değinmeden olmaz. Oyun henüz yeni sayılmasına rağmen, online olarak baya oynayan mevcut. Bu konuda SOCOM:Confrontation’ı tek geçerim, Özkan Erden oyunun Sony tarafından sunulan ücretsiz BD-ROM’unu göndermişti, 2 ay kadar önce baktığımda, Single Player modu olmayan oyunu oynayan bir Allahın kulu yoktu
Şu sıralar bu oyunu da incelemek istediğimden, bir ara tekrar girip bakacağım.
Biz Red Faction’a dönelim. Gerçi dönecek de pek bir şey yok. Ana menüden multiplayer menüsüne girdiğinizde değişik oyun tipleri çıkıyor, buradan istediklerinizi seçiyorsunuz. Birşeyler seçebiliyorsunuz ancak biraz “multisi yok” denmesin diye yapılmış gibi. Açıkçası çoklu oyuncu modunda çok da fazla vakit geçirmedim ama kendimi eski Half-Life’ın Multi’sini oynuyorum gibi hissettim ve çıktım. Biraz “Single Player”cıyım sanırım
Oyunda Single Player modunda sağı solu yıkmayla uğraşmak daha zevkli geldi…
Çekici kap gel…
Red Faction, uzun süredir devam eden suskunluğunu enteresan bir girişle bozdu ve öncelikli olarak konsollarda boy gösterdi. Yakında PC için de çıkması beklenen oyun, eskiden sunduğu ve türünde büyük ilgi çeken “yıkım” özelliğini, oyunu FPS’den TPS’ye çevirip, daha detaylı olarak yine eklemiş ve dikkatleri yine eskiden olduğu gibi üzerine çekmiş durumda. Çeşitli oyun sitelerinde de yeterince iyi puanlar alan Red Faction: Guerilla, ufak tefek bazı eksikliklerine rağmen, oynanmayı bence kesinlikle hak ediyor. Sırf şu bina yıkma vs. olaylarını bile denemek gerek (Evet ben kesin psikopatım – Demolition Man
).
Ufak bir durgunluktan sonra içinde bulunduğumuz şu dönemde oyunlar yine her koldan hücum etmeye başladı. PC’de, PS3′te, Xbox’ta, Wii’de yeni yeni yapımlar geliyor. Yılbaşına kadar da atak yapmaya devam edecekler. Ben de kendimi bu ataklara daha iyi hazırlayabilmek adına, 15 günlük bir tatile çıkıyorum arkadaşlar
Bu süre içinde oyunsuz kalmayın, oyun oynamaktan vazgeçmeyin, ancak abartmayın, sağlığınızı bozmayın, oyunlardan olumsuz etkilenmeyin, onlar sadece oyun ![]()


